Akademik 'tez'ler şimdiye kadar hiç tartışılmadı, eleştiri konusu yapılmadı. Ama artık bir kitabın akademik olması peşinen iyi ve kaliteli olduğu anlamına gelmiyor. Tezlerden kitap, akademisyenden yazar olur mu? Prof. Dr. Mete Tunçay'a göre, bir kez bile olsa akademisyenler gazetelerde muhabir olarak çalışmalı.
Elinde değil, gözü hep o kitaba kayıyor. Meşrutiyet dönemi laikliğini konu alan kitap birazcık pahalı. Ama sonunda gözünü karartıp satın alıyor. En yakın kafeye oturup sıcak bir çayın eşliğinde kendini kitabın sayfaları arasına bırakıyor. Ama nafile. Bardaklar gelmiş gitmiş ama üst üste beş sayfa okuyabilmiş değildir. Önce bunu yorgunluğuna ve dikkatsizliğine, sonra kafenin gürültüsüne veriyor. Evin sessiz havasında birkaç gün daha boğuşuyor o kitapla. Bir gün bir daha eline almamak üzere kütüphanesinin en görünmez köşesine atıyor. Ve artık merak etmiyordu Cumhuriyet öncesi laik kültürünü; isteği kaçmıştı, ondan o kadardı.
Doktora tezi kitap değil!
"Türkiye'de de düşünen insanlar var" dedirten kitaplardır onlar. 'Hocalar'ın kitaplarıdırlar, dolayısıyla peşinen saygıyı hak ederler. Önsözlerinde eşe, çocuklara, okuldaki meslektaşlara, daha büyük hocalara teşekkür edilmesi vazife icabıdır. Yılların, uykusuz gecelerin ve titiz bir çalışmanın ürünüdür çünkü. Deyim yerindeyse 'ömür törpüsü'dür. Hiçbir yazar bir kitabı için bu kadar çalışmaz. Çok üzerinde düşünmeden 'iyi ki varlar' deyip geçtiğimiz, kitap dünyasının 'ciddi' yüzüdür tez-kitaplar... Ne saygınlığı, ne de sarf edilen emek bu kitabın arka raflardaki akıbetini değiştirmez.
"Bana göre doktora tezi de bir kitap değil. Dil, üslup ve mantıki tutarlılık bakımından önemli bir elekten geçtiğini düşünebilirsiniz ama öyle değil. Öyle doktora tezleri geliyor ki, dil, üslup ve mantıkla ilgisi yok." Bu sözlerin sahibi Türkiye'nin en ciddi yayınevlerinden Ötüken'in editörü Erol Kılınç. Benzeri sözleri diğer yayınevi editörlerinden de duyuyoruz. Konusu ilginç bir tez-kitabın okurla buluşmasının muhtemel sonucunu Doğan Kitap Editörü Tankut Gökçe, "Okur merak ediyor. Beş sayfa okuyor, hiç okuyamayacağını anlıyor, hevesi kursağında kalıyor. Bundan sonra aynı tarzda bir çalışmayı aldırtmak artık zor oluyor." sözleriyle özetliyor.
Araştırmacılar 'dua' eder, genel okur küfreder
Fahrettin Altun genç bir akademisyen ve yayıncı. Hazırladığı doktora tezini basmadı. Bir bölümü üzerinde uzun bir süre çalışarak "Modernleşme Kuramı Eleştirel Bir Giriş" başlıklı bir kitap yazdı. Küre Yayınları'nda editör olarak çalışan Altun'a göre üniversiteler araştırma ve düşünce kurumlarının çok az olduğu ülkemizde hâlâ bilgi üretiminin merkezi konumunda. Dolayısıyla, telif eserler basmak istediklerinde yayınevlerinin yöneldiği yerler üniversiteler olur. Buradaki sorun, yayıncıların akademisyenlere değil, akademik tezlere yönelmesi. Tez kitaplarla ilgili bir amaç farklılığı konunun özünü oluşturuyor. "Akademik bir tez, akademik bir jüriyi muhatap alır, kitap ise entelektüel yahut popüler bir kitleye seslenme iddiası taşır. Dolayısıyla kitap ve tezin dil, üslup ve mantık kurgularının birbirinden farklı olması beklenir. Daha tez aşamasında bir kitap olarak yayımlanacakmış gibi yazılmış bir çalışmaya pek rastlanmıyor." diyen Altun'a göre, bu eğilimin sebebi şekil şartlarının üslup ve doğru Türkçe kullanımından çok daha fazla önemsenmesi.
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Tunçay, akademik dünyanın duayenlerinden. 80'li yıllarda üniversiteden atıldıktan sonra bir süre İletişim Yayınları'nda çalışır. Bu dönem işlerin öbür taraftan nasıl işlediğine tanık olur. Kendisinin de akademik çalışmaları basılır. "Türkiye'de Sol Akımlar" onlardan biri. "Konuyu merak eden okuyucu bu kitabı okuyamaz. O konuda araştırma yapan birisi bana dua da eder ama genel okur sadece küfreder. Biraz baktıktan sonra bırakır. Onun için üniversitelerde yapılan tezlerde, bu okunabilirlik özelliğinin göz önünde tutulması gerekir. Tezlerin aynen basılmasını sakıncalı buluyorum." diyor.
Tezi hazırlayan belli bir metodolojiyi takip eder. "O tezi hazırlayarak kendi bilgisini, kendi muhakemesini ispat etmek durumundadır. İşte onun için dipnotlar, malumatfuruşluk, biçimsellik fazlasıyla yer alır." diyen Tunçay'a göre akademik formun bir özelliği kendi zayıflığını gizlemesidir. Dipnotlar, referanslar, biçimsel olarak göz alır ama öze ilişkin zayıflığı örtemez. "Metodoloji diye çok ısrar ediyorlar ama akl-ı selimin yerini tutacak hiçbir şey yok." diyor Mete Tunçay.
Bazı yayınevi editörlerinin dile getirdiği "Nasıl oluyor da bu tezler üniversitelerin yetkili heyetlerinden geçiyor.?" serzenişlerine Mete Tunçay da katılıyor. Ona göre "Türkiye'de bilime katkı yapan doktordur anlayışı" kalmadı. "Doktor o konuyu lisansta öğrenenden daha çok çalışmış birisi sadece." O nedenle temel fikri olmayan, birtakım malumatları sıralayan tezler sunulmakta, hocalar da "ha çalışmış geçsin" demektedir. Yani her doktora ya da akademik çalışma artık kaliteli ve iyi demenin referansı değildir. Bir yayınevi sadece tezleri basarak kaliteden ödün vermemiş olmuyor. İnsan Yayınları Editörü Ahmet M. Özel?e göre her kötü tez yeni bir araştırmanın kapısını kapatıyor. "Başlık çok güzel, deyim yerindeyse 'atlıyoruz.' Ama bir süre sonra içeriği konusunda şüphelerimiz oluşuyor. İşin kötü yanı konu zayıf işlenmiş olsa bile ondan sonra o konuda bir çalışma yapılamıyor." diyor.
?Bir tez okunur nitelikte olmalı ama bu uğurda bilimsel değerlerden çok fazla ödün verip popüler hâle de gememeli.? Bu görüş Bilgi Üniversitesi Yayınları Yayın Yönetmeni Fahri Aral?a ait. ?Tezlerin konuya nasıl yaklaştığını anlatan standart girişleri vardır. Eğer tez okunacak hale getirilmezse kimse yüzüne bakmaz.? Aral?a göre akademisyenle editör arasında kurulacak dil birliği o tezin yayılmasını sağlayacaktır. Aral, üniversitelerdeki ?tanıdık mekanizmaları? nedeniyle bir metnin tez olmasının ya da ?hakemli dergide? çıkmış olmasının gönül rahatlığıyla basılabilir anlamına gelmediğini söylüyor.
Literatürü tüketirken okuru tüketmesin!
Tez kitaplarla ilgili nasıl bir tavır alınması gerektiği konusunda söylem birliği olmasına rağmen ciddi eylem farklılıkları daha doğrusu eylemsizlik var. Elden geçirilmesi, üslup kazandırılması vs. deniyor; fakat bunu kimin yapacağına karar verilemiyor. Batı yayınevlerinde böyle bir kitap için birkaç yıllık ?pazarlık? ve söz konusuyken, Türkiye?de ?tezelden basılması? uygun görülüyor. Tezin kitaplaştırılması, emek ve masraf sarfedilmemesi bakımından bir ayda çıkartılan kitaplarla benzer bir kaderi paylaşıyor. Ötüken editörünün işaret ettiği gibi okuma sevgisini törpülemesi bakımından da bir ortaklık söz konusu. Belki de temel sorun ?ciddi? olan şey nedir? Dünyanın en ciddi haber dergisi Time neredeyse hiçbir magazin konusuna yer vermezken, hitap ettiği okur kitlesini ?lise mezunları? olarak tanımlıyor. Aynı şey Wall Street Journal gibi günlük gazeteler için de geçerli. Aslında tezlerin ciddiyetlerinden ödün vermesi beklenmiyor. Arzulanan şey, sadece bilimsel çevrelere hitap eden kalıptan soyunarak genel okurun huzuruna çıkması.
Zor okunur olmak için akademisyen olmaya gerek yok. Üstelik kötü bir şey değil. Çok az kişi tarafından okunup yaygın etkiye sahip kitaplar da var. Fakat akademik tezler için ?okur belli bir birikime sahip olmalı? söylemi bir yere kadar geçerli. Türkiye?de üniversite yayıncılığının bıraktığı boşluğu dolduran İletişim Yayınları?nın Editörü Tanıl Bora?ya göre akademik metinlerin bir editöryal süzgeçten geçmesi ve ?virgülüne dahi dokunulması? gerekiyor. ?Çünkü ilgili/meraklı genel okuru akademik lisan ve formatla başbaşa bırakmak, -haydi akademik jargon kullanalım:- bir düşünümsel kamu oluşumu bakımından da en iyi yol değildir: Akademik üretimin, akademik alan dışından ilgilerle, bilgilerle, meraklarla alışverişe girmesini zorlaştırır.?
Bora?ya göre her tez ilgili literatürü ?tüketmesi? gerektiği için kendi dili içinde konuşur, vargılarını teenni ile ortaya koyar. Bu akademik okur için iyidir. Oysa, böyle bir çalışmada ele alınan konuya sahiden ilgi duyan, pekala ortalamanın üstünde bir okurluk tecrübesi ve tahsil-terbiyesine de sahip birçok ?genel? okur için, iyi değildir. Sözgelimi ?ilgili literatürün ?tüketilmesi?, genel okurun sabrı ve dayanma gücü açısında tüketici olabilir.
Üsluba müdahale çok pahalı
Alim Arlı, tezini (Şerif Mardin üzerine) yeniden yazmak yerine yeni unsurlar ekleyerek çıkartılmayı tercih edenlerden. Yeniden yazılmasının ya da bazı bölümlerinin çıkartılmasının tezin taşıdığı iddiayı hafifletebileceğini düşünüyor. Ona göre, bilimsel tezler başka metinler için mihenk taşı olma özelliğinden dolayı aynen basılmalı. İsminin yazılmasını istemeyen, hazırladığı doktora tezi çokça tartışılan bir akademisyen kendi tezini aynen basmasını ?intihal? vakalarının önünü kesmek olarak açıklıyor. Çünkü, tezinden doğrudan ya da dolaylı alıntılar yapılmasına rağmen hiç referans gösterilmemiş.
Akademisyenler uzun yıllar üzerinde çalıştıkları bir metni yeniden ?yazmak? istemiyor. Mete Tunçay gibi ?insan yazdığı şeyi bir daha yazmak istemiyor? diyenler işinin ehli bir editörün elden geçirmesine çoktan razı. Burada zaten satışı çok az olan kitaplar için daha fazla maliyet yapılamayacağı gerçeği ortaya çıkıyor. İnsan Yayınları Editörü Ahmet M. Özel kendi yayınevlerinde içindekiler kısmına ve başlıklara müdahale etmeye çalıştıklarını ama üslup müdahalesinin çok pahalı bir şey olduğunu hatırlatıyor. Meselenin diğer boyutu daha kişisel; akademisyenin tezine hiçbir şekilde ?dokundurtmaması?, bir tür kutsiyet atfetmesi.
Hem ağlarım hem basarım
Hasan Lütfi Ramazanoğlu ilahiyat alanında yayın yapan ilahiyat kökenli bir yayıncı. Rağbet Yayınları etiketiyle bastığı 130 kitaptan 100?ü akademik çalışma. ?Akademik çalışmalara harcadığımız emek ve kaynağı daha yararlı ve ticari kitaplar için harcayabiliriz.? diyor. Jüri endişesi taşımadan yapılan çalışmaların daha faydalı olduğunu düşünüyor. Akademik çalışmalarla ilgili inancını yitirse de bir tür ?kamu yararı? işlevi göreceği inancı, ilk kitaplarını yayınladığı yazarların ileride bir yere gelmelerinin getireceği duygu ve prestij nedeniyle bu kitapları basmaya devam edecek. En çok da metinlerine kutsiyet atfeden akademisyenlerden şikayetçi. Ona göre akademisyenler psikolojileri bozulacak şekilde spesifik ve çetrefilli konulara girmekte sonradan pişman olsalar bile geriye dönemiyorlar; ?Bir noktadan sonra kendi alanlarını ve çalıştıkları konuyu yüceltme psikolojisine giriyorlar.
Yayın dünyasında yaygın olarak görülen, kitabın basılma sürecinde çok satacağına ilişkin söylemin, satmaması durumunda ?ayağa düşmedi?ye dönüşmesi akademi kitapları için fazlasıyla geçerli. Konu seçimlerini sıkıntılı ve soğuk, üslubu da edebiyat, estetik, sanat ve dilbilim kurallarından ?nasipsiz? buluyor. Ramazanoğlu, akademik kitaplardan maddi karşılığını almadığı gibi, söylediği sebeplerden dolayı manen de tatmin olmamaktadır. Peki hâlâ niye basmaktadır? Önce, ?Atın ölümü arpadan olsun.? diyor, sonra da kadere sığınıyor: ?Allah bu işi bize sevdirmiş.?
Akademisyen yazar mıdır? Mete Tunçay, ?üniversitelerde yazarlık eğitimi vermiyorlar.? diyor. Yani bu konudaki gayret akademisyenin kendi çabalarına ve yeteneğine kalmıştır. Ötüken editörü Erol Kılınç?a göre akademisyen yazar demek değil. ?Akademisyen çalıştığı konuda halkı aydınlatabilecek bir üslup sahibi olmalı ya da geliştirmeli; yani yazar olmalı?. Fahri Aral tezlerin kitap mantığı ile yeniden ele alınmalarını talep ettiklerini ama son zamanlarda bu teklifin akademisyenlerden gelmeye başladığını söylüyor: ?Bu da akademisyenin o vadide ilerleme isteğine bağlıdır; jüriyi tanıyor musun abi diyen zaten bunu yapmaz.?
Bütün akademisyenler haber merkezine
Mete Tunçay, Türkiye?de olduğu gibi dünyada da standartların düştüğünü, eski titizliğin kalmadığını hatırlatıyor. Ancak bu akademik kitabın ?dil?i ile ilgili problemden farklı. Akademik görenekler içinde sıkıntısız, okunabilir bir metin arayışı devam ediyor. Mete Tunçay?ın bu konuda ilginç bir önerisi var. ?Ne yapılabilir bu konuda. Büyük gazetelerde redaksiyon şefleri vardır. Muhabirlerin verdiği haberleri kırmızı kalemi alır cart curt çizer. Tecrübeli bir gazeteci ise onu kamuoyu için rahat kavranır bir hale getir. Keşke üniversitede tez yazanlar böyle bir stajdan geçse. Günlük bir gazetede yazılarına baktırsınlar da göreyim. Ama düşünenler köşesinde falan değil muhabirin yaptığı işte. Ondan öğrenilecek çok şey var. Lüzumsuz lafları söylememek, çarpıcı olanı öne çıkarmak, bir fikri en ekonomik şekilde aktarmak gibi.? |
|